19 Ekim 2010 Basın Özeti

İngiltere gazeteleri
Yayın tarihi

Independent gazetesinde PKK'nın Kuzey Irak'taki lideri Murat Karayılan ile Kandil Dağları'nda yapılmış bir mülakat var.

Karayılan, barışçıl çözüm yolunda bir adım atılmaması halinde bu ayın sonunda ateşkesi bitirebileceklerini söylüyor, "15 gün daha bekleyeceğiz. Olumlu bir gelişme olursa tek taraflı ateşkesi uzatacağız. Somut bir adım atılmazsa, gelişmeleri değerlendireceğiz ve kendimizi savunmak için yapmamız gerekeni yapacağız" diyor.

Haberde Türkiye'nin PKK'ya darbe indirmek için Suriye ve İran'ın desteğini almaya çalıştığı belirtilerek "Ama Ankara'nın şimdiye kadar sınırları içinde PKK'nın varlığına göz yuman Kürt Bölgesel Yönetimi'nden gerekli desteği görüp göremeyeceği bilinmiyor. Bazı gözlemciler, böyle bir stratejinin daha kanlı bir tepkiye yol açmasından endişe ediyor" deniyor.

Çokkültürlülük tartışması

Financial Times, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in "Çokkültürlü bir toplum yaratma çabamız başarısız oldu" şeklindeki açıklamasıyla ilgili olarak "Almanya kendini feshetmiyor. Çokkültürlülük başarısızlık değil. Ama üzerinde çalışılması gerekiyor" diyor. Başyazıda özetle şu görüşlere yer veriliyor.

"Almanya, tarihi ve seçim düzenlemeleri sayesinde şimdiye kadar İsveç, Hollanda ve Danimarka gibi göçmenlik karşıtı partilerin ulusal çapta başarılı oldukları ülkeler arasında yer almadı. Ama artık işler değişebilir. Zira kamuoyu yoklamaları böyle bir partinin yüzde 20'ye kadar oy alabileceğine işaret ediyor. Bu belki abartılı olabilir. Ama göçmenlik konusunu, İslam karşıtı demagogların eline bırakmamak gerekiyor."

"Merkel ve diğer siyasetçiler, merkezdeki partilerin, seçmenlerin entegrasyon ve göçmenlikle ilgili kaygılarına kulak verdiğini göstererek, yabancı düşmanlarının silahlarını elinden alabilir."

"Bununla birlikte, Merkel'in çokkültürlülüğün başarısız olduğu açıklaması abartılı bir yaklaşım. Almanya'da, Fransa'daki gibi göçmenleri ürküten toplumsal huzursuzluklar yaşanmadı. Göçmenler iş yaşamına entegre oldu. Almanya'nın 1999'da vatandaşlık yasalarını yumuşatmasından sonra birçok göçmen Alman vatandaşlığını seçti ve burada hayat kurdu. Ama bu hiçbir şeyin yanlış olmadığı anlamına gelmiyor. Almanya'nın üç katmanlı orta-eğitim sistemi entegrasyonu engelliyor."

"Bazı göçmenler, çocuklarının Alman kültürüyle büyümesini istemiyor. Bazıları Almanca öğrenmiyor. Bunun değişmesi lazım. Merkel'in haklı olarak vurguladığı gibi entegrasyon iki yönlü bir süreç olmalı. Göçmenler, bulundukları ülkelerin temel değerlerini kabul etmeli, dilini öğrenmeli. Alman hükümeti de göçmenlere desteğini artırmalı. Oturma ve çalışma izinlerinin yenilenmesi konusunda daha güvenilir bir sistem oluşturmak iyi bir başlangıç olabilir."

Financial Times'ın başyazısı şöyle noktalanıyor:

"Bu tartışmanın Almanya'yı terk edenlerin sayısının, ülkeye gelenlerin sayısını geçtiği bir ortamda ortaya çıkması garip bir durum. İşverenler, Almanya'nın 400 bin vasıflı işçi açığı olduğunu ve bunun yıllık büyüme oranını yavaşlattığını söylüyor. Avrupa ekonomisinin maksimum gücüne ulaşamadığı bir ortamda böyle bir israf, Almanya için bile lüks."

Gazetenin yazarlarından Quentin Peel de, Merkel'in göçmenlik tartışmalarında, ekonomik ve siyasi gerçeklikler arasında bir denge kurması gerektiğine dikkat çekiyor.

'Sarkozy'nin sarayı kuşatma altında'

Fransız politikası uzmanlarından Philippe Marliere, Guardian'daki yazısında, "Sarkozy, Fransa'nın JFK'sı olmak istiyordu. Ama bugün, 1793'te yargılanmayı bekleyen 16'ıncı Louis'ye benziyor. Belki giyotinden kurtulabilir ama, sarayı kuşatma altında" diyor. Yazar özetle şöyle devam ediyor:

"Fransa'daki isyan emeklilik reformunun ötesine geçmiş durumda. Emeklilik reformu, hızla yayılan kolektif eylemlere öncülük etti. Huzursuzluğun nedeni, maaşların düşük olması ve işsizliğin yanı sıra, krizin insanların günlük yaşamlarına etkisi, Sarkozy yönetiminin kibirliliği, yolsuzluk vakaları ve polis şiddeti. Neo-liberal politikaların yol açtığı sorunlara neo-liberal reçeteler dayatma çabasına öfke var. Fransızların reformlarla derdi yok. Sadece kaynakların adil dağıtılmasını istiyorlar."

"Yaşananları 68 Mayıs'ıyla kıyaslamak aceleci bir yaklaşım olur. O zamanlar Fransa'da refah dönemi yaşanıyordu. Bugünse derin bir ekonomik bunalım var. Bu yüzden siyasi durumun kontrolden çıkması tehlikesi söz konusu. Radikalleşen işçiler ve gençler, sendikaları çıtayı yükseltmeye zorluyor. Normalde etkisiz olan Sosyalistler bile, 2012'de iktidara gelmeleri halinde emeklilik yaşına yeniden 60'a düşüreceklerini söylüyor."

Yazara göre bundan sonra iki şey olabilir. Ya reformlara muhalefet büyür ve Sarkozy düzenlemeyi yumuşatmak veya geri çekmek zorunda kalır. Ya da Fransız Cumhurbaşkanı reformlarda ısrar eder ve yeniden aday olmaya karar verirse, ağır bir siyasi bedel öder.

Financial Times yazarı Gideon Rachman ise, reformlara tepki gösteren Fransız halkının yaklaşmakta olan felaketi göremediğini savunarak, "Belki de Fransızları ikna etmek için gerçek bir mali krize ihtiyaç var. Margaret Thatcher'ın bir zamanlar dediği gibi 'Başka alternatif yok' diyor.

'Pakistan istihbaratı Mumbai saldırısına yardım etti'

Guardian, başsayfasındaki bir özel haberinde, Hindistan'ın Mumbai kentinde Kasım 2008'de 160'dan fazla kişinin öldüğü otel saldırısında Pakistan istihbarat servisinin parmağı olduğunu gösteren belgelere ulaştığını belirtiyor.

Gazeteye göre, Pakistan asıllı bir Amerikan vatandaşı zanlının sorgusuyla ilgili 109 sayfalık bir raporda, eylem öncesinde saldırıdan sorumlu tutulan Leşker-i Tayyibe örgütünün üst düzey elemanlarıyla Pakistan istihbarat subayları arasında onlarca görüşme yapıldığı belirtiliyor. Söz konusu zanlıya göre, Pakistan istihbaratının saldırı planlarına yardım etmesi, Pakistan devleti ve güvenlik kurumlarıyla yakın bağları bulunan ve ancak radikal grupların etkisine girmeye başlayan militan örgütleri güçlendirme amacını taşıyor.