8 Kasım 2010 Basın Özeti

Yayın tarihi

Times gazetesi eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğine güçlü bir destek mesajı verdiği bir makalesine yer veriyor.

2001-2006 yılları arasında İngiltere dışişleri bakanlığı görevini yürütmüş olan Straw, Kıbrıs sorununun Müslüman bir ülkenin AB'ye üye olmasını kaldıramayanlar için yalnızca bir bahane olduğunu belirtiyor.

Straw'un yazısından öne çıkan bazı satırlar şöyle:

"Avrupa Birliği'nin önündeki en önemli stratejik karar, birliğin, Türkiye ile ilişkilerinin geleceğidir. Bu konuda İngiltere'nin parlamentodaki partiler üstü bir şekilde belirlediği pozisyon, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne mümkün olan en kısa zamanda tam üye olmasıdır. (...) Yaz aylarında, özellikle Türkiye'nin İran'a karşı daha sert yaptırımları desteklememe tutumu ardından, Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, Türkiye'nin AB içindeki bazı ülkeler tarafından 'itildiğini' söyledi. Bu itme, 2005 yılında Türkiye'yle müzakerelere başlama kararı üzerine yapılmış bilinçli bir muhakemenin sonucu yaşanmadı. Avrupa ile 74 milyon nüfuslu Türkiye'nin stratejik ilişkileri, 750 bin Kıbrıslı Rum’un ve 250 bin Kıbrıslı Türkün yaşadığı Kıbrıs konusundaki müzakerelerce rehin alınmış durumda."

'Türkiye'ye daha sert muamele ediliyor'

Jack Straw, bu noktada, "Eğer müzakereler başarısız olursa, Kıbrıs'ın resmen bölünmesini düşünmeye başlamalıyız." diyor.

Straw şöyle devam ediyor:

"Türkiye'ye, büyüklüğü ve farklı ücret maliyetleri nedeniyle özellikle emeğin serbest dolaşımı konusunda onlarca yıl sürecek geçici sınırlamalar olabileceğini uzün süredir kabul etmiş olmasına rağmen, başka aday üye devletlerden daha sert muamele ediliyor."

'AB'nin Türkiye'ye daha çok ihtiyacı var'

Straw makalesine, "Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne olduğundan daha fazla ihtiyacı var." diyerek son veriyor.

'Kıbrıs'ın resmen bölünmesi gündeme gelebilir'

Financial Times gazetesi ise Birleşmiş Milletler'de yapılacak Kıbrıs görüşmelerinin Kıbrıs sorununun çözümü için "son şans" olduğunu belirten bir haber-değerlendirmeye yer veriyor.

James Blitz imzalı makalede, müzakerelerden bir sonuç alınmazsa, ada resmen olarak ikiye bölünebilir diyen diplomatların görüşleri öne çıkarılmış. Makaleden öne çıkan satırlar şöyle:

"Birleşmiş Milletler'in adaya çözümü getirmek için son başlattığı girişimin üzerinden üç yıl geçtikten sonra, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, daha önce atılmayan bir adımı atıp, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti liderlerini New York'a çağırarak açmazı çözmeye çalışacak. Müzakerelerde rol alan bir diplomat Financial Times'a yaptığı açıklamada, "Burada sonsuza dek kalıp, anlamsız görüşmeler yapmayı sürdürmeyeceğiz" dedi. 18 Kasım'da başlanması beklenen müzakerelerin son şans olduğunu söyleyen bir başka diplomat ise "Artık, başarısızlığın acı verici sonuçlarıyla yüz yüze gelmemiz gereken noktaya yaklaşıyoruz" dedi."

Financial Times, Derviş Eroğlu'nun Kıbrıslı Türklerin lideri seçilmesi ardından müzakerelerin hız kestiğini de belirtip ekliyor: Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas'a muhalif olanlar ise, Rum liderliğinin, danışmanlar bir anlaşmaya her yakınlaştığında geri çekilme taktiği izlediğini söylüyor.

'İşsizler çaresizlik sarmalına hapsediliyor'

İngiltere'nin muhafazakâr-liberal demokrat koalisyon hükümetinin refah devletinin sacayaklarında ve dar gelirlilere verilen yardımlarda kesintiye gidecek olması, ülkenin basınında geniş yer buluyor.

Anglikan Kilisesi Başpiskoposu Rowan Williams'ın bu konudaki açıklamalarını haberleştiren Times gazetesi, başpiskoposun hükümeti hakkaniyetli olmamakla eleştirdiğini aktarıyor.

Başpiskopos Williams, refah devleti anlayışının bazı unsurlarını ortadan kaldıracak olan kemer sıkma önlemlerinin işsizleri "bir çaresizlik sarmalına" hapsedeceğini söylüyor.

Williams'a göre, birçok kişi, eğer bankacıların ve yüksek gelir sahiplerinin daha büyük fedakârlıklar yaptıklarını görmezlerse, hükümetin adımlarına karşı çıkacak.

Anglikan Kilisesi Başpiskoposu, dar gelirlilere verilen ev yardımlarında kesintiye gitmenin de, kent coğrafyalarının sosyal tabakalara göre bölünmesine ve yoksul ailelerin bazı mahalleleri tümden boşaltmasına neden olacağını belirtiyor.

İki çaresiz Ermeninin zenginleştirilmiş uranyum satma girişimi

Guardian gazetesi hırpani halde iki Ermeninin ellerinde bulunan ve silahlarda kullanılabilecek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu satmak için Gürcistan'ın Türkiye sınırına yakın bir bölgesine gelmelerini anlatan bir değerlendirmeye yer veriyor.

59 yaşında yarı emekli olmuş ve sağlığı yerinde olmayan bir fizikçi, Hrant Ohanyan ve kendisinden dört yaş büyük olan iflas etmiş kumarbaz bir işadamı Sumbat Tonoyan, yaşlı dönemlerini yoksulluk içinde geçirmemek ve kaderlerini tersine çevirmek için ele geçirdikleri küçük miktarda zenginleştirilmiş uranyumu satma hayalleriyle 11 Mart'ta Gürcistan'a gittiler.

"Filmlerde nükleer silahlar, önlerine çıkan herkesi öldüren, acımasız, siyahlar içinde özel timler tarafından kaçırılır" diyen Guardian'ın aktardığı olayda ise başrolü zenginleştirilmiş uranyumu Erivan-Tiflis treninde silahsız bir şekilde taşıyan iki hırpani adam oynuyor.

Türkiye'nin radyoaktif maddeler için kara borsa olduğu söylentisi

Gazete haberde, Gürcistan İçişleri Bakanlığı'nda radyoaktif maddelerle ilgili soruşturmaları yürüten ekibin başındaki Archil Pavenişvili'nin, "Kaçakçılar arasında, radyoaktif maddeler için asıl kara borsanın Türkiye'de olduğu şeklinde bir söylenti var. Ancak, bu malzemelerin Türkiye'de başarılı bir şekilde satılıp el değiştirdiği ile ilgili bir habere rastlamadım" dediğini de aktarıyor.

Guardian haberinde, yakalanan bu kişiler üzerinden, "Nükleer kaçakçılığı yalnızca bu iki bahtsız Ermeni gibi hayatta çaresiz kalan kişiler mi yapıyor, yoksa yalnızca bu tür kaçakçılar yakalandığı için mi böyle düşünüyoruz?" diye de soruyor.