19 Kasım 2010 Basın Özeti

Yayın tarihi

NATO'nun bugün Lizbon'da başlayacak zirvesinde, füze kalkanı ve ittifakın Rusya'yla ilişkilerin yanısıra asıl gündem maddesi Afganistan'da operasyonların geleceği olacak.

Taliban'ı yakından tanıyan gazetecilerden Ahmed Rashid, Financial Times'ta yayımlanan makalesinde, Afganistan lideri Hamid Karzai'nin Batı'dan kopmakta olduğu uyarısında bulunuyor.

Afgan liderle iki saat görüştükten sonra kaleme aldığı yazısında Raşid, Karzai'nin Batı'ya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne keskin eleştiriler yönelttiğini kaydederek, şöyle devam ediyor:

''Karzai, Washington'un geçmiş ve şimdiki hataları konusunda haksız şekilde Afganistan'ı suçladığı görüşünde. Açık olan şu. Artık Washington'un tanımladığı şekliyle 'terörle savaşı' desteklemiyor ve NATO'nun asker arttırma stratejisini faydasız olarak görüyor. Stratejinin başarısının öldürülen Taliban sayısıyla ölçüldüğünü, Afgan kentlerinin garnizonlara dönüştürdüğünü, halkı da yabancılaştırdığını savunuyor.''

Yazısında Karzai'nin geceleri evlere düzenlenen baskınlara son verilmesi talebine yer veren Raşid, Afgan liderin Batılı yetkilileri çileden çıkaracak önerisini ise şöyle özetliyor:

''Karzai'ye göre, NATO'ya alternatif bir siyasi çözüm var. O da, savaşın sona erdirilmesi ve Taliban'la bir anlaşmaya varılması konularında İran ve Pakistan gibi bölge ülkelerinden yararlanmak. Ama her iki ülkeden de elle tutulur bir katkı gelmemiş. Hatta Batılı ve Afgan yetkililer, İran'ın Afganistan'ın batısında Taliban'a desteğini arttırdığını söylüyor.''

Raşid, yazısının sonunda ''eğer Karzai'nin kendisi ve Afganların büyük çoğunluğu Taliban'la barış müzakereleri istiyorsa, o zaman bu NATO'nun da odaklanacağı konu olmalı. Karzai Batı'yla yollarını ayırmayacak, ama işbirliği yapmayan bir devlet başkanı Taliban'ın savaş meydanlarında elde edemeyeceği kadar önemli bir kazanım olacaktır'' görüşünü dile getiriyor.

Küçülen devletin sermayaye aktarılan kaynakları

Guardian'ın manşetinde ise, İngiltere'de yeni hükümetin dün açıkladığı beş aylık kamu harcamalarının ayrıntılarına ilişkin bir haber var.

''Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla'' diyor Guardian, ''İngiltere'de küçültülen devletin yerini özel şirketler alıyor.''

Guardian, hükümetin kamuya personel almayıp, çalışan sayısında kesintiye gitmesi nedeniyle taşeron olarak kullanılan özel şirketlere yüz milyonlarca sterlin aktarıldığını kaydediyor.

Guardian, ''harcamalar arasında en yüklü kalemlerin başında ise, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, silah, danışmanlık ve inşaat şirketleri geliyor'' diyor.

Nobel Ödül törenine Çin kuşatması

Independent'in manşetinde ise, Nobel Barış Ödülü töreninin tehlikede olduğu uyarısı var.

Bunun nedeni ise, ödülün cezaevinde tutulan bir insan hakları savunucusu vatandaşına verilmesine tepki gösteren Çin'in engelleme çabaları.

Nobel Komitesi kurallarına göre, ödülü ancak kazanan kişinin kendisi ya da bir yakını alabiliyor.

Ödülün bu yılki sahibi Liu Jiabao cezaevinde, eşi ev hapsinde, iki kardeşi ise, Çin makamları tarafından yakından gözetleniyor Independent'in ''Nobel Barış Ödülü savaşı'' başlıklı haberine göre.

Pekin, 10 Aralık'ta yapılacak törene karşı yoğun bir diplomatik atak da başlatmış durumda.

Rusya, Kazakistan, Küba, Fas ve Irak büyükelçilikleri Nobel komitesine törene katılmayacaklarını bildirmiş. 16 büyükelçi ise, henüz katılacaklarına ilişkin bir teyit mesajı göndermemiş.

Geçmişte de, ödül sahiplerinin törene katılmadığı olmuştu. Ama her seferinde kazanan kişi adına bir yakını törene katılabilmişti. Birmanyalı insan hakları savunucusu Aung San Suu Kyi ev hapsindeyken ödülü adına oğlu almıştı.

Soğuk Savaş döneminde Lech Valesa'nın Polonya'dan çıkışına izin verilmediğinde eşi, Rus fizikçi Andrei Sakharov adına yine eşi alabilmişlerdi ödülü.

Independent, tören yine bin davetlinin katılımıyla yapılacak, ama Liu Jiabao adına ödülü almak üzere kimse salonda bulunmayacak diyor.

Fransa'yı sarsan rüşvet, cinayet skandalı

Times'ın iç sayfalarında yer alan bir haber ise, Fransa'daki bir yolsuzluk ve cinayet soruşturmasının Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin siyasi yaşamını tehlikeye atabilecek şekilde genişlediğine işaret ediyor.

1994 yılında bütçe bakanı olduğu sırada, dönemin başbakanı Edouard Balladur'un seçim kampanyasının finansmanında yardımcı olmak üzere kurulan rüşvet ağında parmağı olmakla suçlanıyor Sarkozy.

''Karaçi skandalı'' olarak bilinen olayda, iddialara göre, Pakistan'a üç denizaltı satışından alınan komisyon Balladour'un Chirac'a karşı başkanlık mücadelesinin finansmanına aktarıldı. Yine iddialara göre, Sarkozy bu yasadışı fonların transferinde rol aldı.

İddialara cinayet boyutunu katan ise, aslında bu skandalın patlamasına neden olan bir olay.

Karaçi'de, 2002 yılında 11 Fransız deniz mühendisi ve yerel tersane çalışanının öldüğü bir patlamayla ilgili davayı inceleyen Fransız yargıç, saldırıda iddia edildiği gibi el Kaide'nin değil, Pakistan ordusunun parmağı bulunduğu yolunda güçlü şüphelere sahip olduğunu açıkladı.

Yargıca göre, dönemin Cumhurbaşkanı Chirac'ın Pakistan tarafına komisyonun ödenmesini durdurmasına misilleme olarak yapılmıştı saldırı.

Skandalı derinleştiren ise Lüksemburg polisinin Sarkozy'nin bu ülkede bir şirket kurduğunu saptaması oldu. Lüksemburg polisi, şirketin bu komisyonların aracılara aktarılması amacıyla kurulduğu düşüncesinde olduğunu da gizlemedi.

Sarkozy, iddiaları ''gülünç bir tiyatro'' olarak nitelerken, muhalefet sosyalistlerin lideri ve kurbanların yakınları, Sarkozy'ye dokunulmazlık zırhına sığınmadan ortaya çıkıp 820 milyon euro tutarındaki denizaltı satışıyla ilgili iddiaları yanıtlaması çağrısında bulundu.

AB dışından gelen öğrencilere darbe

Daily Telegraph, hükümetin göçmen sayısında kısıtlamaya gitme planlarının yabancı öğrencilere ağır darbe vuracağına ilişkin bir haberi aktarıyor okurlarına bu sabah.

Göçmenlik Danışma Komitesi, hükümetin çalışma izni kotasında azaltmaya giderek göçmen sayısını ancak yüzde 25 civarında düşürebileceğini, eğer, bu sayıyı yüzde 50 azaltma planlarını yaşama geçirmek istiyorsa o zaman Avrupa Birliği dışından gelen öğrenci sayısında yarı yarıya indirime gitmesi gerekeceği uyarısında bulundu.

2009 yılında İngiltere'ye AB dışından gelen öğrenci sayısı 160 binden fazla olmuştu. Şimdi bu sayının 87 bine çekilmesi seçenekler arasında.

Hükümet, planlarını gelecek hafta açıklayacak.