Kuşkulu komşular: Afganistan ve Pakistan

Kaynak, bbc
- Yazan, Cem Rıfat Sey
- Unvan, Kabil
- Yayın tarihi
Afganistan’ın başkenti Kâbil’de, yüksek duvarlar arkasında görülmeyen, muhteşem güzel bir bahçedeki elma ağaçlarının altında, genç Afgan gazetecilerle oturuyorum.
Biri kadın, on kişiler. Sekizi, ülkenin kuzey vilayetlerinden geliyor.
İçlerinden biri, “bu programa katılacak Pakistanlı gazetecilerin hepsi ISI ajanı olacak. O zaman ne gibi bir başarı elde edilebilir ki?” diye soruyor. Çoğu haklısın anlamında kafasını sallıyor.
Bu grup, Avrupalı bir kuruluşun düzenlediği Afganistan-Pakistan Gazeteci Değişim Programı’nın Afgan katılımcıları.
Bir kısmı ülkenin en çok izlenen özel televizyonunda habercilik yapıyor, bir kısmı en önemli gazetelerinde yazıyor.
Fakat hepsinin üzerinde anlaştığı tek bir kanı var: Pakistan ve Pakistanlılarla ne birlikte çalışılabilir, ne de onlara güvenilebilir.
Bu yüzden, birkaç gün sonra Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bir hafta birlikte çalışacakları, tartışacakları, haber yazacakları meslekdaşlarının Pakistan’ın kötü ünlü gizli servisi ISI çalışanı olacağından hiçbiri kuşku duymuyor.
Programı düzenleyen kurumun görevlilerinin, Pakistanlı katılımcıların da Afganistan’dakiyle aynı yöntemler kullanılarak seçildiğini açıklaması da kuşkularını gidermeye yetmiyor.
İki ülke arasındaki gerginlik öyle boyutlar almış durumda ki, geçtiğimiz hafta sınır çatışmaları yaşandı.
Pakistan’ın iddiasına göre, Afganistan’da barınan İslamcı Tehrik-i Taliban Pakistan örgütü militanları sınırı geçip Pakistan’ın Yukarı Dor eyaletinde 17 Pakistan askerini öldürdü.
Bunun üzerine Pakistan ordusunun Afganistan’ın Kunar vilayetine açtığı roket ateşi ise Afgan köylülerin ölümüyle sonuçlandı.

Afganistan hükümetinin sözcüleri ise, kendi topraklarından herhangi bir saldırı olmadığını ancak Pakistan Taliban’ının Nuristan bölgesinde bir köyü basıp, evleri yaktığını, bu saldırganların da İslamabad destekli olduğunu ileri sürüyor.
Afgan gizli servisi NDS sözcüsü, Şefikullah Tahiri, Pakistan’dan gelen saldırılara aynı yöntemlerle karşılık vereceklerini açıklarken, Kâbil hükümeti de konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşımaktan söz ediyor.
Karzai hükümetine yakın bazı kaynaklar da, son yapılan stratejik işbirliği anlaşmalarına göre, Batılı güçlerin şimdi Afgan ordusuyla birlikte Pakistan’a karşı çatışmak zorunda olduğunu savunuyor.
Türklere güven yüksek
İşte böyle bir ortamda, Kâbil’deki konuşmadan iki gün sonra Afgan gazetecilerle birlikte Dubai üzerinden İslamabad’a gidiyorum.
Programda onlara danışmanlık yapacağım. Benim görevim, üzerinde çalışacakları konuları nasıl araştırabileceklerini, ne şekilde yazabileceklerini onlarla tartışıp, onlara yol göstermek.
Ama bu iş için benim, yani bir Türk’ün seçilmesinin nedeninini de biliyorum: Türkler her iki ülkede de insanların güvenini kazanmış durumda.
Pakistanlı gazetecilerle ilk karşılaşma Afgan meslekdaşlarımı şaşkına çeviriyor.
Genç Pakistanlı gazeteciler kendi hükümetlerini yerden yere vuruyor, ülkelerinde basın üzerinde ISI’ın baskı kurduğundan şikayet ediyor ve Afganistan hakkında Pakistan’da yayınlanan haberlerin ilk elden değil, Batılı gazetelerden alınıp aktarılıyor olmasından yakınıyor.
Hatta komşu bölgelerden gelen gazetecilerin bir kısmı ortak bir dil buluyor: Peştunca.
Bir hafta birlikte çalışıyoruz. Tıpkı bir gazete yazı kurulunda olduğu gibi konular paylaşılıyor ve araştırılmaya başlanıyor.

Kaynak, bbc
Tek şart: Her grup, iki ülkeden eşit sayıda katılımcıdan oluşmak zorunda.
Kısa süre içinde gazeteciler arasında güvenin doruğuna vardığını görüyoruz.
Afgan gazeteciler, Pakistanlı meslekdaşlarının kendilerinden daha iyi eğitimli ve daha deneyimli olduğunu kabul ediyor.
Pakistanlıların hepsinin ISI ajanı olacağını söyleyen Afgan meslekdaşımız, “Pakistan’a bakışım 180 derece değişti” diyor.
Pakistanlı gazeteciler ise, Afganistan hakkında çok şey öğrendiklerini anlatıyor ve Ekim ayında Kâbil’e gitmek için sabırsızlanıyor.
Bir hafta sonra Kâbil’e döndüğümde, iyi bir iş yapmış olduğum, kendi kamuoylarını doğrudan etkileyen gazetecilerin birbirlerini ve diğer ülkeyi biraz daha iyi anlamalarına yardımcı olduğum duygusuna kapılıyorum. Mutlu oluyorum.
Ta ki, üst düzeyli bir Afgan bürokrat, “Pakistan’la aramızdaki sınırı hiçbir zaman tanımayacağız. O bölgelerde yaşayan insanların hepsi Afgan” diyerek, açık bir Peştun milliyetçiliği sergileyene kadar.
30 yıldır hep olayların ve savaşların kurbanı olduğuna inanan Afganlar ve her daim duruma hâkim olduklarına inanan Pakistanlılar olduğu sürece Güney Asya’da suların durulmayacağını o an bir kez daha fark ediyorum.
Bu eğilimleri geriletip, bölgeye barış getirmek için buna benzer daha birçok program düzenlenmesi gerektiğini de...







