Fon skandalı iktidar tabanında nasıl yankılandı?

Erdoğan siyah bir zeminde tek parmağını havaya kaldırmış durumda, yanda ünlem var. Bu dijital olara bir araya getirilmiş
    • Yazan, Hilken Doğaç Boran
    • Unvan, BBC News Türkçe
    • Bildirdiği yer, İstanbul
  • Yayın tarihi
  • Okuma süresi 6 dk

Eylül'de başlayan ve yüzbinlerce yatırımcıyı etkileyen fon krizi, AKP tabanından iktidara yönelik eleştiri ve uyarılara yol açtı.

Bazı muhafazakâr sivil toplum kuruluşları yazılı açıklama yaparak dolaylı biçimde iktidarın tutumunu eleştirdi ve sorumluların hesap vermesi için çağrıda bulundu.

Kriz, iktidara yakın gazeteci ve yazarlar arasında da tartışmaya neden oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 21 Ekim'de TBMM'de yaptığı bir konuşmada "Meselenin üzerine tavizsiz bir şekilde gidiyoruz" dedi, eleştiriler için ise "Ne mutlu bize ki yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var" diye konuştu.

Peki iktidar tabanı krizi nasıl değerlendiriyor? Atılan adımları yeterli buluyor mu?

Muhafazakâr kesmi yakından takip edenlere bu soruları ve krizin yansımalarını sorduk.

'Sorumluların üzerine gidilmesi konusunda ortak anlayış var'

Uzmanlar fon krizinin iktidar tabanında son dönemdeki en büyük tepkilerden birine neden olduğunu söylüyor.

Konuyu BBC Türkçe'ye değerlendiren sosyolog Profesör Doktor Ergün Yıldırım, "Muhafazakarlar ilk defa ciddi anlamda bu krize yönelik olarak olumsuz duygular taşıyorlar" diyor.

Yıldırım, fon krizinin tüm sorumlularının ayrım gözetmeksizin üzerine gidilmesi konusunda ortak bir anlayış olduğunu söylüyor.

Aksaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Doçent Doktor İrfan Özet ise muhafazakârların tamamını kapsayan ortak bir tutumdan söz etmenin zorluğundan bahsediyor.

"Fatih-Başakşehir: Muhafazakâr Mahallede İktidar ve Dönüşen Habitus" kitabının yazarı Özet, "Sisteme bağımlılık ilişkileri daha az olan" kesimler ile belirli bir "kültürel sermayeye" sahip muhafazakâr entellektüellerin daha sert eleştiriler yapabildiğini söylüyor ve ekliyor:

"Siyasetin doğrudan çekirdeğinde ve göbeğinde olan aktörlerin ise bu anlamda daha apolojik bir tutum ve refleksle meseleyi anlamlandırmaya çalıştığını görüyoruz."

Konuyu BBC Türkçe'ye değerlendiren Serbestiyet yazarı Şule Demirtaş ise iktidara yakınlıktan istifade eden bazı çevreler ile iktidarı destekleyen diğer muhafazakârlar arasındaki farka dikkat çekiyor:

"Bir yanda milyonlar geçim derdiyle veya üretip istihdam yaratmanın ağır yüküyle boğuşurken diğer yanda kanaat, haram lokma ve kul hakkı üzerine konuşan çevrelerin devasa servetler, fonlar ve nüfuz ilişkileri ile anılması kolay hazmedilecek bir durum mu?

"İnsanlar ister istemez 'Biz bunun için mi bedel ödedik?' diye soruyor. Kendi hayatlarında savundukları değerler ile destekledikleri insanların yaptıkları arasındaki uçurumu görüyorlar."

'Ciddi rahatsızlığın yansıması'

Muhafazakârlardan gelen tepkiler arasında özellikle Erenköy cemaatini temsil eden Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı ve İnsan ve Medeniyet Hareketi'nin açıklamaları dikkat çekti.

Hüdayi Vakfı, 13 Ekim'de "Toplumsal çürümeyi kabullenmiyoruz" başlıklı bir yazılı açıklama yayınladı.

Açıklamanın "bir rica değil bir ikaz" olduğu vurgulandı ve fon krizine dair "Bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez" dendi.

Vakfın açıklamasında ayrıca "Hiç kimsenin şahsi hırsı, menfaati ve sorumsuzluğu, bu yürüyüşün mimarlarının ve fedakâr neferlerinin sırtlarına yük, ayaklarına pranga olmamalıdır" ifadeleri kullanıldı.

İnsan ve Medeniyet Hareketi tarafından 8 Ekim'de yapılan açıklamada ise "Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz" dendi.

Mağduriyetlerin giderilmesi ve sorumluların hukuk nezdinde tespit edilmesi konusunda çağrı yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

"Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam'ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler.

"Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkların İslam'a mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır."

Ergün Yıldırım, bugüne kadar iktidar ile uyumlu hareket eden sivil toplum kuruluşlarının tepkilerini ortaya koymasının "ciddi bir rahatsızlığın" yansıması olduğunu söylüyor.

Ancak bu açıklamaların siyasi bir tepki niteliğinde olmadığını savunuyor:

"Tamamen muhafazakar camianın aslında 'Artık birilerinin söylemesi gerekir, etkin bir biçimde ifade etmesi gerekir' dediği şeylerin STK'lar üzerinden ortaya çıkmasıdır.

"Bunlar doğrudan siyasi pratiğin içinde yer alan kişiler ve topluluklar da değil. O nedenle bunların ortaya koyduğu muhalefet aslında sivil bir muhalefettir."

"Kimlik Kapanında ülkem" ve "Açık ve Gizli Köylülük" kitaplarının yazarı Tarık Çelenk de özellikle Hüdayi Vakfı'nın açıklamasını Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik "samimi bir ikaz" olarak değerlendiriyor:

"Erenköy cemaati iktidar kaynaklarıyla yeni zengin olan bir yapı değil. Köklü bir esnaf, kentli Nakşibendi geleneği olan bir yapı.

"Camia bunu yaparak her türlü riskleri göze aldı ve en azından kendi tarihsel konumunu, tarihsel prestijini ve iddialarını canlı tutabildi."

Serbestiyet yazarı Şule Demirtaş ise açıklamalar hakkında "Ben bunu önemli, fakat gecikmiş ve iktidarı incitmemeye özen gösteren bir itiraz olarak görüyorum" diyor.

Demirtaş, fon krizine dair tepkilerin genel ahlak çerçevesinde olmasını da eleştiriyor:

"Herkesi biraz suçlu ilan ettiğinizde, hesap vermesi gereken kişilerin yükünü hafifletirsiniz.

"Bildiriler yayımlayarak, iyi niyet beyan ederek bu soruların üzerinden geçilemez. İsimlere, unvanlara ve siyasi yakınlıklara bakılmaksızın hesap sorulduğunu görmemiz lazım."

'Yıllardır savundukları kadrolardan hesap bekliyorlar'

Sosyal medya tartışmaları ve iktidara yakın kanaat önderlerinin paylaşımları tepkinin büyüklüğüne ve iktidar üzerindeki olası etkilerine dair ipuçları veriyor.

Eski AKP milletvekili Şamil Tayyar, 20 Ekim'de yaptığı bir paylaşımda "AK Parti ve bürokrasinin arınması gerektiğini ifade ettikçe, ortalığa zehir saçan içerideki düzenbazlar sosyal medyadaki çakallarını üzerimize salıyor" ifadelerini kullandı.

Tayyar ayrıca AKP tabanında gelişen "itiraz kültüründen" memnuniyet duyduğunu da dile getirdi.

Tayyar, fon krizine "dış güçlerin" yol açtığını iddia eden Yeni Şafak yazarı Ali Karahasanoğlu'nu eleştirmiş, ikili sosyal medya ve köşe yazıları üzerinden tartışmıştı.

Eski AKP milletvekili Metin Külünk de 18 Ekim'de yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

"Milletimiz, hukukun ve beklentilerin karşılanmasına odaklanan bir modelle sürecin yönetilmesini beklerken, birilerinin birbirini koruyup kollamaya, süreci unutturmaya ve yatıştırmaya dayalı bir modelle toparlamaya çalıştığı görüntüsünün sokakta karşılığı olmadığını bilin."

Ergün Yıldırım, AKP iktidarının bu kriz konusunda ilk kez "kendi camiasından eleştiri ve ikazlarla" karşılaştığını belirtiyor.

Yıldırım, "İktidar da aslında ilk defa çok ciddi anlamda kendi hükümetine yönelik bir takım müdahalelerde bulunuyor, tutuklamalar ve istifalar yoluyla kendi içine aslında bu gidişata karşı bir tepki ortaya koyuyor" diyor.

Yürütülen soruşturma kapsamında yüze yakın kişi tutuklandı. Ekonomi yönetiminden ve kurumlardan yöneticiler görevden alındı. Aralarında gözaltına alınanlar oldu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 21 Ekim itibarıyla fon soruşturmalarında 404 kişi hakkında işlem yapıldığını kaydetti.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Mahmut Sütcü ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül görevden alındı.

Tasfiye edilen fonlardan haksız kazanç sağladığı iddia edilen AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya istifa etti. Kaya ve eşinin malvarlıklarına el kondu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan mecliste konuşuyor. Koyu kahverengi üzerine sarı renkle AKP logosu olan kürsünün arkasında bir eli havada duruyor. Üzerinde lacivert bir takım, boynunda desenli mavi ve beyaz renkli bir kıravat var.
Fotoğraf altı yazısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 21 Ekim'de yaptığı TBMM grup konuşmasında fon krizi konusunda tabandan gelen eleştirileri olumlu karşıladı ve 'Bu camianın başını öne eğdirmeyeceğiz' dedi.

Tarık Çelenk, iktidarın bu krizi ve tepkileri bir güven kaybı olarak gördüğünü söylüyor.

Fon krizini iktidarın sermaye ve yeni zenginleri üretme tarzının neden olduğu bir "yapısal sorun" olarak değerlendiren Çelenk, itiraz ve eleştirilere karşın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "kurtarıcı" olarak görüldüğünü ifade ediyor:

"Hüdayi'nin muhatabı da oydu. Muhafazakâr kesimin 'Erdoğan dürüst ve bu noktada bizim hassasiyetlerimizi anlar ancak çevresinde artık bizden olmayan insanlar oluştu. Bizden kimse kalmadı. Bunun değişmesi gerek' tarzında bir bakışı var."

Çelenk, güveni sarsılan iktidar seçmeninin sandığa gitmeyerek iktidarı protesto edebileceğini de söylüyor.

İrfan Özet, muhafakazâr siyasetin özellikle son yıllarda rıza üretme konusunda kendi kitlesinde bir tıkanma yaşadığını, bunun üzerine fon krizi gibi "ahlaki çürüme içeren krizlerin" ciddi bir açmaza neden olduğunu söylüyor.

Şule Demirtaş ise fon krizinin yalnızca ekonomik kaybın telafisi üzerinden ele alınmaması gerektiğini savunuyor:

"Bu defa dikkat çekici olan, insanların doğrudan kul hakkını, alın terini ve kendilerine anlatılanlarla yapılanlar arasındaki farkı sorgulaması.

"Yıllarca başkalarına karşı savundukları kadrolardan hesap bekliyorlar. Bunun ağırlığını görmek lazım."